SOHBET- 46 BAKARA 278-281
--Karun niye yere battı?
--Faiz yiyenler ve hükümleri

Efendi Hazretleri 46. Sohbet
 
KARUN NİYE BATTI?
(Ders Ayeti)
‘’Ey iman edenler! Eğer gerçek müminler iseniz, Allah (u Tela) dan korkun ve riba’dan (faizden henüz alınmamış olup ta) kalanı bırakın (almayın).’’

İnanmış kullara büyük yerden emir geldi. İman Arapça bir kelimedir, Türkçe karşılığı inanmak demektir. Emir ne idi? ‘’Allah’ın azabından sakının.’’ Neyle sakınılır? Haramdan uzak olmakla. O haramların en büyüklerinden biri de ‘faiz’dir. Amma ne yazık ki onu yemeyen kalmadı, lakin bizzat alıp yiyenle, dolaylı yoldan yiyen arasında fark vardır.

Ekmeğimiz niçin pahalı, faiz karıştığı için. Türkiye kâfire neden borçlu? Faizli para aldığından. Şeriat yaşansaydı onlardan cizye alınacaktı, onlar bize borçlu olacaklardı. Şeriat yaşanılmadığından biz borçlu, onlar alacaklı.

Sure-i Tövbe’de şöyle buyruluyor:
‘’O kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve peygamberin haram ettiği şeyi haram tanımayan ve hak dini (İslamı), din edinmeyen kimselerle, onlar hor ve hakir (küçülmüş) oldukları halde, kendi elleriyle (boyun eğerek) cizye verinceye kadar harbedin.’’

Bazı şeylerin helal, bazı şeylerin haram kılınması imtihan içindir. Cennette helal-haram yoktur. Niçin? Orada imtihan yoktur da ondan.

Haram ile helal arasını ancak şeriat ayırır.

Efendi babam (kuddise sirrahu) derdi:’’oğlum! Komşunun tavuğunu ondan habersiz alsan kesip yesen sonra da kendi tavuğunu kesip yesen aynı tadı alırsın. Hatta diğeri beklide daha tatlı gelir. İkisinin arasını ancak şeriat ayırır. Nefs-i emmareye sorulursa, ona haram daha tatlıdır.

Allahu Teala’nın huzurunda (önünde) yasak ettiği şeyleri irtikâp etmekten korkun, korkun da ribadan kalanı bırakın.

Mü’min aç gözlü olmaz, mü’min tamahkâr olmaz, mü’min haris olmaz. Mesela: Bir adama bir ay sonra, 11 milyon almak şartıyla 10 milyon verseniz, o alacağını bir milyon faizdir. Böyle bir parayı kat’iyyen almayın, aç gözlü olmayın. ‘’Ama benim param onda o kadar zaman kaldı’’ derseniz, bakınız Mevla Teala ne buyuruyor:
‘’Kimdir! Ahiretteki mükâfatını umarak, Allah yolunda harcasın da, böylece Allah onun mükâfatını kat kat versin. Hem onun için çok iyi bir mükâfat da var.’’(Sure-i Hadid Ayet:11)

Allahu Teala’nın muhtaç bir kuluna para verirseniz, Mevla Teala onu size sayısız defa katlayacak. Milletten kirli para (faiz) alacağınız yerde bu sevapları alsanız ya! Bir kimsenin faiz alması annesiyle zina etmesinden daha kötüdür.

Eğer faiz alırsanız, yarın ahirette Mevla Teala’nın huzuruna amel defterinizde faiz yediğiniz yazılı olarak çıkacaksınız. Dikkatli olun! Sonra, Mevla Teala’da:’’Neden faiz yedin, ben senin karnını doyurmadım mı’’ diye tazir de bulunur.

Bu dünyada fakir de zengin de imtihanda, beklide zenginlerin imtihanı daha çoktur. Karun’un yere batmasının sebebi parasıdır. Para her zaman iyi olsaydı, onun sebebiyle Karun batmazdı. Zengin isen zekâtı ver, faiz alma. Karun niye battı? Malının zekâtını vermediğinden.

Mevla Teala’nın zekât emri geldiğinde, Musa (Aleyhisselam) bu emri Karun’a iletti. Bunun üzerine Karun, Musa (Aleyhisselam) ile pazarlığa girişti. ‘’Bin dinara bir dinar, bin dirheme bir dirhem, bin koyuna bir koyun’’ ile sulh oldular.

Sonra, Karun evine döndü, vereceği zekatı hesap etti, bunu nefsinde çok gördü. Yaptığı anlaşmadan dönü, İsrail oğulları’nı topladı ve onlara:”Musa sizden ne istediyse verdiniz, onu doyurdunuz. Şimdi de mallarınızı elinizden almak istiyor, buna ne diyeceksiniz?’’ diyerek onları isyana teşvik etti.

Karun’un sözlerinden etkilenen kavmi: ‘’Sen bizim büyüğümüzsün, ne emredersen onu yaparız’’ dediler. Bunun üzerine Karun onlara:‘’ben size filan kadını getirmenizi, nefsi ile Musa’ya iftira etmesi için ona bir şeyler öğretmenizi istiyorum.’’ Dedi.

İsrail oğulları, Karun’un bu sözlerine uydular, hemen gidip o kadını getirdiler. Karun kadına bin dinar ve bin dirhem verdi ve ona: ‘’yarın İsrail oğullarının hazır olduğu bir yerde hanımların arasına karış, nefsin ile Musa’ya iftira et.’’ diye sıkı sıkı tembih etti. Ertesi gün olunca Karun İsrail oğullarını topladı. Musa (Aleyhisselam) gelince, Ona:”Kendilerine emir ve nehy yapmaklığın için İsrail oğulları seni bekliyorlar.’’ Dedi.

Bunun üzerine Musa (Aleyhisselam) İsrail oğullarının yanına geldi, ayak üzerinde durdu ve şöyle bir tebliğde bulundu: ‘’Ey İsrail oğulları! Bir kimse hırsızlık yaparsa, biz onun elini keseriz. Bir kimse iftira ederse biz ona seksen değnek celde yaparız. Bir kimse zina eder de, karısı yoksa biz ona yüz değnek celde yaparız. Karısı varsa onu ölünceye kadar recim ederiz.’’ Dedi.

Bunun üzerine Karun: ‘’Bunu yapan sen olsan da öyle mi?’’ diye sordu. Musa (Aleyhisselam) bu soruya: ‘’Ben olsam da öyledir.’’ Diye cevap verdi.
Karun, Musa (Aleyhisselam) a : ‘’İsrail oğulları, filan kötü kadına senin zina ettiğini iddiada bulunuyorlar.’’ Dedi. Musa (Aleyhisselam) gazaplandı ve o kadının yanına getirilmesini istedi, kadın gelince, Musa (Aleyhisselam) ona: ‘’İsrail oğulları için deniz yaran ve Tevrat’ı inzal eden Allah hakkı için benim hakkımda bildiklerinin doğrusunu söyle.’’ Dedi.

Allahu Teala’nın yardımı yetişti de kadın, Musa (Aleyhisselam)ın eza olunmasına razı olmadı ve Hazreti Musa’ya hitaben: ‘’Vallahi Ya Musa! Karun beni yoldan çıkardı da sana iftira ettim. Hayır! Öyle bir şey olmadı.’’ Dedi.
Musa (Aleyhisselam) kadının ağzından bunları duyunca, ağlayarak Rabbine secdeye kapandı da: ‘’Allahım! Ben senin peygamberin isem buna gazap et!’’ diye yalvardı.
Bunun üzerine Allahu Teala, Musa (Aleyhisselam)a vahyetti: ‘’Ya Musa! Sana itaat etmesi için arza emir verdim, dilediğini ona emret.’’ Buyurdu.
Mevla Teala’dan bu emri alan Musa (Aleyhisselam) secdeden başını kaldırdı ve kavmine hitaben ‘’Rabbim beni Firavun’a peygamber olarak gönderdiği gibi Karun’a da gönderdi. Karun ile beraber olanlar yerinde kalsınlar, benimle beraber olanlar ise onlardan ayrılsınlar.’’ Dedi.

Musa (Aleyhisselam) ın bu emri üzerine bütün İsrail oğulları Karun’dan ayrılıp beri tarafa geçtiler. Karun’un yanında ancak iki kişi kaldı. Sonra, Hazreti Musa (Aleyhisselam) toprağa hitaben: ‘’Ey arz! Bunları yakala.!! diye emretti. Arz her üçünüde yakalayıp dizlerine kadar içeri çekti. Sonra Musa (Aleyhisselam) ikinci defa ‘’E y arz! Çek bunları’’ diye emretti. Toprak onları bellerine kadar çekti. Sonra bir daha emretti: ‘’Ey arz! Çek bunları.’’ Arz Musa (Aleyhisselam) ın emrini yerine getirerek her üçünü de içine çekti ve üzerlerini kapattı. Böylece cisimleri kayboldu ve isimleride kötü nam ile tarihe geçti.

Karun yere battıktan sonra, İsrail oğulları sabahleyin aralarında Musa (Aleyhisselam) ın Karun’un batmasına dua etmesinin sebebi ancak onun servetine ve hazinelerine malik olmak içindir, diye dedikodu yaptılar. Bunun üzerine Musa (Aleyhisselam) Karun’un bütün malları hazineleri nesi var ise, hepsini yere batırması için Rabbisine dua etti. Böylece nesi varsa hepsi yere gömüldü, toprak içinde kayboldu.

Kendisi gibi mallarından da yeryüzünde hiçbir eser kalmadı. İşte bunu yapan para oldu, para insan için büyük bir tuzaktır. Para tabancaya benzer onunla ister düşmanı, istersen de kendini vurursun.

Amerika’da zengin bir genç ne yapsa darlanıyormuş. Sıkıntısının geçmesi için bazı çevrelere başvurmuş, yine de bu hal ondan geçmemiş. Sonda ona filan artistle evlen mutlu olursun demişler, o da o artistle evlenmiş, fakat huzursuzluğu devam etmiş. En nihayet can sıkıntısına dayanamayıp, almış bir tabanca kendisini vurmuş. Tak, tak, tak.. ve ölüm.

Bakınız zenginlik, mevki, insana huzur vermiyor, verse idi bu genç huzurlu olurdu.

Ya rabbi! Bize zenginlik vereceksen, hakkını yerinde getirmeyi nasip etmek sureti ile ver. Bu günün zenginleri meyhanelerde, neden? Paradan sebep işte! Lakin şu kadar da var ki, para insanı Hicaz’a da götürüyor. Kabahati parada değil kullanım yolunda bulalım.
FAİZ VE HÜKÜMLERİ
(Ders ayeti)
‘’Eğer (böyle) yapmazsanız, Allah (u Teala) ve Resulünden bir harbi bilin. Ve eğer (faizciliğe) tövbe ederseniz, mallarınızın başları (anaparalarınız, sermayeleriniz) sizindir. (fazla almak sureti ile borçlularınıza) zulüm (haksızlık) etmiş olmazsınız ve (ana paralarınızdan noksan edilmek sureti ile de) zulme uğratılmış olmazsınız.’’

Bu ayeti celile nazil olduğunda Sakıf kabilesi: ‘’Bizim Allah ve Resulü ile harb edecek eller (kuvvetimiz) yoktur.’’ Dediler.

Faiz yiyenler, eğer faizin haram olduğunu inkâr ederek yiyorlarsa, Allah’ın ve Resulünün onlar ile olan harbi: ”Mürtedlerin harbi” gibidir. Haram olduğunu kabul ederek yiyorlarsa ”Eşkıya-ın harbi” gibidir.

İbn-i Cerir, İbn-i Abbas (Radıyallahu anh) dan şöyle nakletmiştir: ”Faizden vazgeçmeyen kişiyi, Müslümanların imamı tövbeye davet etmelidir. Tövbe etmezse, boynunu vurur.” Bu söz Cafer-i Sadık’tan da nakledilmiştir. Diğerlerine göreyse, tövbeleri aşikâr oluncaya kadar hapsedilecekler ve kendilerine hiçbir iş yapma imkânı verilmeyecektir.

Tövbe etmedikleri takdirde mallarından hiçbir şey kendilerine teslim edilmeyip, ölümlerinden sonra varisleri
Ne teslim edilecektir. Anlaşılıyor ki; faizden sakınmak Müslümanların her birine farz-ı ayn olmaktan öte, umumi surette faiz muamelesini kaldırmakta İslam topluluğu üzerine farzdır. Çünkü faiz öyle bir fitnedir ki, toplumda devam ettiği müddetçe, fertlerin ondan sakınmaları çok güç hatta imkansız olur.

Binaenaleyh İslam hükümeti, faiz muamelesi yapan kişileri tazir ederek (azarlayarak) terbiye eder. Onlar tek başına veya cemaat halinde İslam hükümetine karşı koyarsa, o zaman umumi bir harp ilan etmek, dini vazifedir.

Mevla Teala, ayeti celilede: ”Eğer tövbe ederseniz, mallarınızın başları (anaparanız, sermayeleriniz) sizindir. (fazla almış sureti ile borçlularınıza) zulmetmiş olmazsınız ve (anaparanızdan noksan edilmek sureti ile de) zulme uğratılmış olmazsınız.” buyurdu.

On milyon borç verip, aradan bir ay geçtikten sonra on bir milyon alınacak olanın bir milyonu faizdir. Ancak tövbe eder, bunu almaktan vazgeçerseniz, anaparanız (on milyon) sizindir. Böyle yapmakla ne zulmetmiş, ne de zulme uğramış oluyorsunuz.

Faiz görünüşte kar olsa da hakikatte zarardır. Sadaka ise görünüşte malda eksikliktir, lakin manda ziyadeliktir, artıştır. Nitekim Mevla Teala bu hususta şöyle buyuruyor:

”Allahu Teala ribayı mahveder (faiz giren malın bereketini tamamen giderir) sadaka(se verilen mal) ları artırır ve Allah (u Teala haramı helal kabul etmekte ısrar eden) çok günahkar hiçbir kimseyi sevmez.”(Bakara 276)

Faiz alan kimse sonunda mutlaka fakir olacaktır, o olmasa çocukları, çocukları da olmasa torunları fakir olacaktır, çünkü aldığı faiz paraları onun değildir.

İbni Mesud’dan, Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) in şöyle buyurduğu rivayet edilir:
”Faiz çokta olsa sonunda aza dönüşür.”

Fakire verilmiş olan bir kuruş, fakirin eline değ Mevla Teala’nın eline geçiyor, büyüyor, büyüyor dağlar kadar oluyor. Bu hususta Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:
”Her kim helal kazancında bir tek hurma değerinde bir şey sadaka verirse –ki Allah’u Teala’ya helal olandan başkası yükselmez- Şüphesiz Allah onu sağ (kudret) eliyle kabul eder. Sonra, sizin biriniz kendi atının yavrusunu dikkatle büyüttüğü gibi, onu (tek hurma kadar küçük olan sadakayı) dağ gibi oluncaya kadar sahibi için büyütür.”

Riba: faiz ise küçülür, küçülür, sahibini ‘küt’ diye vurur. Duymadınız mı? Mevla Teala faiz alanlar ile harp edeceğini buyurdu.

Bosna Hersek’teki harp Mevla Teala’nın harbidir. Bunca katliam ve zulümden sonra, ancak biraz İslamı yaşamaya döndüler. Bosna Hersek’lilerin, Sırplarla olan harplerinden evvelki gayri İslami tutumlarının aynısı bugün Türkiye’de de mevcut.
Mevla Teala İslamı yaşamaya gayret eden sizler hürmetine Türkiye’yi ayakta tutuyor yoksa memleketimiz altüst olur. İsteklerine ulaşmak için düşmanlar var güçleri ile uğraşıyorlar. Biz Kuran-ı Kerim’e sarılırsak onlar emellerine ulaşamazlar.

Fatih Sultan Mehmet, Sultan Selim, Kanuni bütün bunlar dünyayı tir tir titrettiler. Ellerinde, dillerinde hep Kur’an-ı Kerim vardı. Hepsi bir tarikata mensuptu, bir ikisi müstesna. Tarikatlı olmayan adam adam sayılır mı hiç? Kafir değildir amma, imanı surettedir.

(Ders Ayeti)
”Eğer (borçlu) güçlük sahibi (darlık içinde) bulunuyorsa, (ona) kolaylığa (borcunu verebilecek bir genişliğe sahip oluncaya) kadar mühlet (verin), tasadduk etmeniz (alacağınızı o zor durumda olan borçluya sadaka olarak bağışlamanız) ise, sizin için (ona mühlet vermenizden) daha hayırlıdır. (daha çok sevaba sebeptir). Eğer (böyle bir bağışlamanın mühlet vermeden daha hayırlı olduğunu) bilseydiniz (böyle yapardınız).” (Ayet 280)

Size borçlu olan kimse darlık içinde bulunuyorsa, borcunu verebilecek genişliğe sahip oluncaya kadar mühlet vermelisiniz. Şu da var ki tasadduk etmek ‘kardeşim! Bana olan borcunu istemiyorum, sende kalsın, helal olsun” demek daha hayırlıdır.

Faiz istemekle, Allah’ın kullarını neden zor duruma düşürüyorsunuz, onları bire iki istemekle soyuyorsunuz. Onlarda sizin arkadaşlarınız.

Bankalar cayır cayır milletin canını yakıyor. Faiz hakkında başka bir ayet de, surei Bakara’nın 275. ayeti celilesidir. Şöyle ki:

”Faiz yiyen kimseler (kabirlerinden) ancak şeytan çarpmış kimselerin katlığı gibi kalkarlar. Onların bu hali:”Alış veriş (ticaret) de faiz gibidir.” Demelerindendir. Halbuki Allah, ticareti helal, faizi ise haram kılmıştır.
Bundan sonra, kime Rabbinden bir öğüt gelir de, (faizden) vazgeçerse), geçmişte olan kendisinindir (haram kılınmadan evvel aldığını iade etmesi gerekmez) ve işi Allah’a (ait) dir (iyi niyetle faizi terk ettiği için Allahu Teala neticede onu mükafatlandırır). Kim de tekrar (faize) dönerse, işte onlar Ateş sahipleri (cehennemin adamları) dır ki, onlar orada (bir daha çıkmamak üzere) ebedi kalıcıdırlar.”

Faiz yiyen kimseler, kabirlerinden şeytan çarpmış, sara hastalığına yakalanmış kimseler gibi kalkacaklardır. Ahirette ise, o bu hali diye küt fidye yere düşecek. Görenler onun bu durumda olmasını kavrayacaklar ve:”Eyvah! Bu faiz yemiştir.” Diyecekler. Fakat hakiki sara hastalığı cennete girmeye mani değildir.

Yukarıda bahsettiğimiz duruma neden düşülecek? Kişilerin:”Alışveriş de faiz gibidir.” Demeleri sebebiyle. Hiç faiz alışveriş gibi olur mu? Faiz, alışverişte akit yapanlardan birine karşılığı olmadığı halde, verilmesi şart koşulan fazla miktardır. On gram altını, onbir gram karşılığında satmak gibi. Alışveriş ise para karşılığında mal almaktır.

Bir kimse faizin haram olduğuna inanıyor olduğu halde faiz alırsa, yerse, büyük günah işlemiş olur. Faizin haram olduğuna inanmaz ise kâfir olur. Müslüman harama helale dikkat etmelidir. Bazı Müslümanlar buna önem vermiyorlar. ”Haram helal ver Allah’ım senin kulun yer Allahım” diyorlar.

Faiz, altın gümüş gibi tartılan şeylerde; buğday, arpa, hurma, tuz, kurur üzüm gibi ölçülen şeylerde cereyan eder. Yani ölçü ve tartıya giren her şeyde faiz geçerlidir. Riba (faiz iki nevidir: Borçtan doğan riba, alış verişten doğan riba.

1-Borçtan doğan riba: Herhangi bir kimse belli bir süre için borç alsa, süresi bittiğinde borcunu ödeyemezse, alacaklı olan kendisine: ”Ya borcunu öde veya şu kadar faiz ver de borcunu şu tarihe kadar erteleyelim.” Dese ve o da kabul etse, bu muamele faizidir.

2-Alışverişten doğan riba: Hanefi mezhebine göre bu iki kısımdır:
a) Riba-ı Fazl: Tartılan veya ölçülen bir cins eşyanın, kendi cinsleri mukabilinde peşin olarak satılması halinde meydana gelir. Mesela: bir altın veya gümüş veya bir miktar buğday, kendi cinsiyle aynı anda değiştirilecek olsa bakılır, eğer miktarları müsavi ise bu caizdir.
Fakat birinin miktarı biraz fazla ise, bu değiştirme caiz olmaz. Mesela: oniki kilo buğday, onbir kilo buğdayla değiştirilecek olsa, bunların bir kısmı daha kıymetli, diğeri daha düşük olsa da bu helal olmaz. Çünkü asıl itibar cinsiyete ve miktaradır.
b)Riba-ı Nesiye: bu da tartılan ve ölçülen veya aynı cinsten olan şeyleri birbiri mukabilinde veresiye olarak değiştirmektir. Miktarları müsavi olsada bu haramdır.
Mesela: onbir dirhem gümüş, yine on dirhem gümüş mukabilinde veya bir kilo buğday yine (bir müddet sonra verilecek) bir kilo buğday mukabilinde veresiye olarak satılamaz.

Bu riba, yalnız altın ve gümüş benzeri olan şeylerde; buğday ve arpa gibi ölçülen şeylerde; yumurta, ceviz gibi taneleri arasında kıymetlerini değiştirecek bir fark bulunmayan taneli şeylerde geçerli olur.
Bunların cinsleri, miktarları müsavi ise de, veresiye olanı peşin olana denk olamaz, bu bir riba muamelesidir. Bunlar kendi cinslerinin dışındakilerle peşin olarak alınıp satılabilirler. Bu durumda buğday buğdayla değiştirildiğinde eşit olması gerekli olup, fazlası haramdır. Amma buğday arpa ile değiştirildiğinde ziyadesi helaldir. Çünkü cinsi başkadır. Beş ölçek buğdaya, altı ölçek arpa almak caizdir.

Bileziğinizi değiştirmek istediğinizde, önce onu kuyumcuya satacaksınız onun parası ile başka bir bilezik alabilirsiniz.

(Ders Ayeti)
”Ve öyle bir günden sakının ki, (hepiniz) o günde Allah’a (O’nun manevi huzuruna) döndürüleceksiniz. Sonra herkese (dünyada iken) kazanmış olduğu (iyi veya kötü amellerinin karşılığı) tamamen verilecektir. Ve onlar (güzel amelleri noksan edilip, çirkin amelleri artırılmak sureti ile) zulüm olunmayacaklardır.”(Ayet 281)

İbn-i Abbas (Radıyallahu Anhuma) dan rivayet edildiğine göre, bu ayet-i celile, Kur’an-ı Kerim’in en son inen ayetidir. Rivayete nazaran bu ayet-i celile nazil olduktan sonra Peygamber Efendimiz 21 gün veya 81 gün veya 7 gün diğer rivayetlere nazaran da 3 saat yaşamıştır.